Türkiye'nin En Büyük Android Platformu

En son konular

» Galaxy Ace II I8160'a Güncel Türkiye Kies Romu Nasıl Yüklenir [2.3.6 I8160XXLH4]
Perş. Ağus. 21, 2014 1:36 pm tarafından abucabbar

» Black Dark Lite Edition 2010 V2 - Emre90, 2010'un En Şık Lite Sürümü
Çarş. Eyl. 04, 2013 1:57 pm tarafından sondevrim55

» izzet Yıldızhan - Sen Deli Misin fuLL 2009 | 320 Kbps
Perş. Tem. 18, 2013 10:01 am tarafından milliyetci1979

» Install ClockworkMod Recovery on the LG GT540 Optimus
Ptsi Şub. 04, 2013 10:51 am tarafından Karakatil

» Root the LG GT540 Optimus
Ptsi Şub. 04, 2013 10:50 am tarafından Karakatil

» LG P503 Optimus One Root + Recovery
Ptsi Şub. 04, 2013 10:45 am tarafından Karakatil

» LG-970 CWM Ve Root Enjekte Etme!
Ptsi Şub. 04, 2013 10:40 am tarafından Karakatil

» LG Optımus 3D Max Root Yapımı
Ptsi Şub. 04, 2013 10:31 am tarafından Karakatil

» LG Optimus 4X HD'ye CWM Yükleme
Ptsi Şub. 04, 2013 10:27 am tarafından Karakatil

Tarıyıcı

Anahtar-kelime

RSS akısı


Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 

    Uzak Işıkların Yakın Duygusu

    Paylaş
    avatar
    Karakatil
    Admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 2424
    Kayıt tarihi : 04/07/09
    Yaş : 26
    Nerden : C/System32

    Uzak Işıkların Yakın Duygusu

    Mesaj tarafından Karakatil Bir Çarş. Kas. 25, 2009 1:38 pm

    Biz 1824 ve 1826 yıları arasında keşf edilmiş
    Yunanistan merkezine 2500 km ilerisinde denizin tam ortasında etrafı
    masmavi denizlerle kaplı kor adası denilen adada hayatımızı sürdürürüz.


    Şehir bize oldukça uzaktı akşamları şehrin ışıklarının ışıltısı ve
    parlaklığı bende çok derin duygular yaşatırdı içim geçerdi denizin
    karşısında uzanıp taaa uzaktaki şehrin ışıkları bana çoğu şeyi
    anımsatıyordu...


    O küçük topraklarda sadece iki evdik ben annem babam ve kardeşim
    Robert olmak üzere dört kişiydik öteki evde ise bizim evin iki metre
    ilerisinde yaşayan Stavro amca vardı.

    O tek yaşardı yalnız yaşardı sevecen ve çocuksu ruhu insanı
    kendine adeta büyülüyordu tek arkadaşımız oyun eşimiz sırdaşımız oydu
    bu mizacı için olsa gerek onu çok severdik onu o kadarki severdik...


    Her sabah onun yanına giderek akşama kadar onunla oyun oynar,
    hayvanları tırmıklar, samanlığı temizlerdik ve annem ona gelince o da
    bize bağlı evin havasına neşe veren ve babamın sinirli tavrına karşılık
    bizi koruyan haliyle tam bir anneydi umursamaz bir anne değildi...
    Babama gelince ciddi asabi ve aynı zamanda sinirli tavrı bizi ona karşı
    soğutmuştu ...


    Derdimizi ona anlatmaya yaşadıklarımızı ona açma gibi bir cesaret bırakmamıştı halbuki o da tıpkı


    Annem gibi gönlü bizdeydi ama her halde o da öyle görmüştü ki bize böyle davrandığına inanıyorum.


    Sabah işine gider akşamda gün batımına doğru eve gelirdi.
    Yunanistan da turistik bir otelin barında garsonluk yaparak geçimimizi
    sağlıyordu ve kardeşim Robert ona gelince efendi sesiz ve dostane bir
    mizacı vardı.

    Bu gün Pazartesi babam sabahtan işe çıkmıştı hemen günün ilk ışıklarını görerek yatağımdan kalktım roberti


    Kaldırarak sesiz bir sesle hade kalk stavro amcaya gidelim yavaş
    annemi uyandırma derken ayağı kapının önündeki ayakkabılığa takıldı
    ayakkabılığın çıkardığı sesle


    ANNEM: Ne oluyor diyerek ayağı kalktı


    Yat anne yat bir şey yok dedim...


    ROBERT: Özür dilerim anne kusura bakma


    ANNEM: Yok yok bişey olmaz zaten kalkacaktım siz nereye gidiyorsunuz


    BEN: Stavro amcanın yanına gidiyoruz dedim


    ANNEM: Kahvaltı yapında gidin dedi


    BEN: Yok anne yok stavro amcada yaparız dedim


    Koşar adımla stavro amcanın yanına gittik stavro bu sabah
    erkenciydi erkenden samanlığı toparlamış kahvaltımızıda kurmuştu.
    Yüksek bir sesle günaydın dedi

    BEN ve ROBERT: Beraber günaydın dedik


    Ah ne güzel günlerdi o günleri birdaha yaşamak için neler vermezdim
    sonu hüzünle sonuçlanan bir adaydı derken kahvaltıya oturduk kıyılmış
    domates otlu peynir ve küçük kase dolusu zeytin vardı o küçük kasenin
    içinde. Benim yüreğimde yaratığı duyguları asla tahmin bile
    edemezsiniz.

    Az sonra Stavro amca sen atları tarayacaksın ben ve Robert’te ‘ineklerin suyunu dolduracğız’ dedi.


    Hani insan birini çok severde onu hiç kimseyle payşalmak ve kimseye kaptırmak istemez işte bu çok kötü bir acıydı..


    İnce bir ses tonuyla tamam ‘tarak nerede’ diyerek atlara doğru yürüdüm...


    Sinirli bir tarzla atlara vurdum. D sinirin bende yaratığı şiddetle
    atlara vurdum. Kişneyen atın sesiyle Stavro amca ‘ne yaptın’ ‘at
    huysuzluk yaptı’ dedi. Bende ‘bir şey yapmadım’ dedim. Stavro amca
    ‘tamam tamam bir şey olmaz ama daha dikatli ol’ dedi, ‘onlarında bir
    canı olduğunu unutma’ dedi.


    Daha sonra Robert ve Stavro amca dışarı çıktılar bende ahırın küçük
    camından onları izliyordum. Gözüm doldu yüreğim yandı çünkü Stavro
    amcanın Robert’e gösterdiği ilgi ve alaka beni ona daha çok bağlıyordu.


    Çünkü zor birşeyi elde edebilme yolundaki hüzün insana büyük
    zevkler tattırır bu biraz da sefaya giden yoldaki cefanın azmi benim
    için biraz da kutsaldı. Derken günler su gibi geçiyordu. Her gün üzüntü
    ve azim ve hırs duygusunun bende ilerlemesi beni oldukça üzüyordu.
    Çünkü küçük yaşta yaşadığım bu duygular benim için oldukça ağırdı her
    geçen günün bende bıraktığı iz benim kişiliğime yansıyordu.

    Yine günlerden bir gün Çarşamba sabahı beraber uyanarak yine Stavro
    amcanın yanına gittik. Bu sabah Stavro amca hala uyanmamıştı. Kapısını
    çaldık ama kimse açmadı bir süre sonra Stavro amca kapıya doğrularak
    kapıyı açtı. Robert ‘niye kapıyı geç açtın’ Stavro amca birşeymi oldu.
    Bugün sol tarafımda bir sıkıntı ağrı var geceden bir saat bile uyumadım
    şehre inip doktora görünecem benimle gelmek isteyen varmı dedi.
    Ben ve Robert gelmek istedik ama o Robert gelsin dedi. Hiç
    konuşmadım ağlamam geldi taşlı kulübenin arkasına geçerek ağladım az
    sonra şehre doğru yol aldılar arkalarından baka kaldım akşama kadar
    gelmelerini bekledim sinir dolu saatlerle gözüm yolda kaldı ve tam gün
    batımına doğru...

    Taa uzaktan göründüler ve onlara doğru yürüdüm


    BEN: Hayırdır Stavro amca doktor ne dedi kötü bir şey yok inşallah


    STAVRO AMCA: doktor kalp krizi dedi ve ilaç yazdı bir hafta sonra kontrolün var dedi o zamanda sen benimle gelirsin dedi


    Stavro amcanın rahatsızlığı beni çok üzdü kaybetme korkusu içime işledi.


    Ona sarılmak onunla daha çok vakit geçirmek istiyordum.


    Bu gün Pazar babam evde iş yok kahvaltı onunla yapacağız az sonra
    annem kalktı kahvaltımızı hazırlamak için mutfağa gitti bizde kalkarak
    salonda Dobert’le oyun oynamaya başladık derken robertin atığı top
    babamın yatığı odanın camına çarparak cam şidetli şekilde yere düştü
    babam sinirli bir şekilde yatağından kalkarak Roberti tokatlamaya
    başladı. Annem her ne kadarda Roberti kurtarmaya çalışsada babamın
    küvetine karşı koyamadı sesiz sesis duvara yaslanarak ağlamaya başlayan
    Robert için bende kendimi tutamayarak ağlamaya başladım gözlerinden
    akan yaş onun mazlumluğunu sesizliğini ele veriyordu az sonra
    kahvaltıya oturduk sesizce kahvaltı yapmaya başladık...


    Babam çıkar çıkmaz annem roberti kucakladı annemin kucaklamasıyla hıçkır hıçkır ağlayan Robert ne kadarda zavalıydı


    BEN: Hade kalk stavro amcaya gidelim dedim


    ROBERT: Tamam geldim yüzümü yıkayayım gelecem bekle dedi.


    Aynı zamanda bu gün stavro amcanın doktora kontrol günüydü.


    Az sonra Stavro amcaya gittik durumu fark eden stavro amcaya konuyu
    anlatım stavro amcada Robert’e teseli vermek için bir şey olmaz
    babandır, normaldir moralini bozma diyerek teseli sözcükleri sarf etti
    daha sonra bu gün sen benimle şehre gelmek istermisin dedi


    ROBERT: Tamam hazır olurum dedi


    STAVRO AMCA: Bana doğru yürüyerek bugün Robert’ in morali bozuk onunla gidecez kusura bakma oldu mu?


    BEN: Tamam dedim dilim her ne kadar da tamam dese de gönlüm hiç
    istemiyordu. Üzüntülü bir şekilde kıyıya giderek sinirli sinirli denize
    taş ayıyordum birden aklıma bir şey geldi.

    Babamın geçen seneden kalma bazı uyku hapları vardı eğer bu uyku
    haplarını Robert’ in yiyeceğine atarsam Robert uykuya kalır ben ve
    Stavro amcada şehre gideriz diye düşündüm...


    Yaptığımın yanlış olduğunun bana acı vereceğinin farkına hiç varmamıştım çocukluk aklıma uyarak


    Bekledim gitmelerine tam iki saat var hemen eve ilerleyerek babamın


    Çekmecesindeki uyku haplarını alarak Robert’ in en çok sevdiği
    tatlının içine atarak iyice karıştırdım buzdolabına koyarak Robert’i
    bekledim. Az sonra eve gelen Robert’e tatlısını vererek yemesi için ona
    yardımcı oldum.


    Daha sonra yavaş yavaş robert’in uykuya daldığını fark etim bende
    koşar adımla stavro amcaya Robert biraz rahatsız evde yatıyor ben
    seninle geleyimmi dedim.

    STAVRO AMCA: Tamam gel ama sakın huysuzluk yapma dedi.


    BEN: ‘Yapmam dedim’ derken az sonra şehre gitmek için yola çıktık.
    Şehir çok güzel cıvıl cıvıl insanlar çok güzeldiler ve saatler sonra
    akşam oldu eve gitmek için yol aldık ve taa uzaktan ada göründü ada ilk
    defa bana bu kadar uzak görünüyordu yaklaştığımızdaysa ne göreyim!!


    Evimizin önü kalabalık özel araçlar insanlar ve birde ambulans vardı.


    Şaşkın gözlerle Stavro amcaya ‘ne oluyor bu insanlar ne diye
    bağırarak’ sormaya başladım ve adaya ayak basar basmaz eve doğru koştuk
    tam yaklaştığımızda babamın ve annemin haykırma sesi geldi.

    Daha sonra çok heyecanlandım ve kapıya doğru koştum beni içeri
    almayan sivil elbiseli adamlarla stavro amca bir şeyler konuştuktan
    sonra Stavro amcada ağlamaya başladı. Daha sonra anladım ki ben ne
    yaptım!!! Meğerse benim Robert’in tatlısına atığım ilaçtan dolayı
    Robert zehirlenerek hayatını kaybetmişti...


    Duyar duymaz öldüm dirildim bacaklarım beni taşımaz oldu Robert
    benim gözümün önüne gelerek içim içimden kopuyorduAradan iki gün geçti
    yaptığım bu korkunç olayı kendimde taşıyamıyordum. Bunu birine
    anlatmalıydım yoksa kendiminde katili olacaktım...


    Aradan zaman geçiyordu. Savro amcanın kalbide gittikçe kötüye
    gidiyordu. Birgün dayanamayarak Stavro amcaya konuyu açmayı düşündüm ve
    onun yanına giderek konuyu anlattım...

    Bağırdı çağırdı, kızdı ve bir de tokat attı ama bu durumu hiç
    ailemle görüşmedi artık Stavro amcaylan da güzel günlerimiz olmuyordu.
    O ada artık bana zindandı.. Derken her sabah Robert’le gittiğim Stavro
    amcaya bu sabah tek başıma ilerledim kapısını çalmama rağmen kapıyı
    açmayan Stavro amcanın durumuna endişelenerek babamı çağırdım.

    Stavro amcada beni yalnız bıraktı oda gitti artık tektim oda ölmüştü.


    Robert ve Stavro amcanın mezarını yanyanda yaptık yanlarında bir şişin üzerine bir ışık kurduk


    Çünkü bu gün bu adayı terk ettik. Şehre taşınıyoruz eskiden adadan


    Yunanistanın ışıklarını seyrederek içim geçiyordu...


    Şimdiyse Yunanistandan adadaki Robert ve Stavro amcanın mezarı başındaki ışığa bakarak içim geçiyor….




      Forum Saati Salı Kas. 21, 2017 5:23 pm