Türkiye'nin En Büyük Android Platformu

En son konular

» Galaxy Ace II I8160'a Güncel Türkiye Kies Romu Nasıl Yüklenir [2.3.6 I8160XXLH4]
Perş. Ağus. 21, 2014 1:36 pm tarafından abucabbar

» Black Dark Lite Edition 2010 V2 - Emre90, 2010'un En Şık Lite Sürümü
Çarş. Eyl. 04, 2013 1:57 pm tarafından sondevrim55

» izzet Yıldızhan - Sen Deli Misin fuLL 2009 | 320 Kbps
Perş. Tem. 18, 2013 10:01 am tarafından milliyetci1979

» Install ClockworkMod Recovery on the LG GT540 Optimus
Ptsi Şub. 04, 2013 10:51 am tarafından Karakatil

» Root the LG GT540 Optimus
Ptsi Şub. 04, 2013 10:50 am tarafından Karakatil

» LG P503 Optimus One Root + Recovery
Ptsi Şub. 04, 2013 10:45 am tarafından Karakatil

» LG-970 CWM Ve Root Enjekte Etme!
Ptsi Şub. 04, 2013 10:40 am tarafından Karakatil

» LG Optımus 3D Max Root Yapımı
Ptsi Şub. 04, 2013 10:31 am tarafından Karakatil

» LG Optimus 4X HD'ye CWM Yükleme
Ptsi Şub. 04, 2013 10:27 am tarafından Karakatil

Tarıyıcı

Anahtar-kelime

RSS akısı


Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 

    ALLAH'TAN UTANANDAN HER ŞEY UTANIR

    Paylaş
    avatar
    Karakatil
    Admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 2424
    Kayıt tarihi : 04/07/09
    Yaş : 26
    Nerden : C/System32

    ALLAH'TAN UTANANDAN HER ŞEY UTANIR

    Mesaj tarafından Karakatil Bir Çarş. Kas. 25, 2009 1:36 pm

    ALLAH'TAN UTANANDAN HER ŞEY UTANIR

    Ma'rûf-ı Kerhi Hazretlerinin
    bir dayısı şehrin vâlisi idi. Vâli, bir gün şehrin kenar mahallelerini
    dolaşıyordu. Ma'rûf'u bir kenarda oturmuş ekmek yerken gördü. Önünde de
    bir köpek vardı. Bir lokma kendi yiyor, bir lokma da köpeğin ağzına
    veriyordu.
    Dayısı,
    - Köpekle birlikte yemeğe utanmıyor musun dedi.
    Maruf;

    Utandığım
    için bu zavallıyı yediriyorum dedi ve başını kaldırıp havadaki bir kuşa
    seslendi. Kuş uçup geldi, eline kondu ve kanadıyla başını ve gözünü
    örttü.
    Ma'rûf;
    -Allah'tan utanandan her şey utanır, buyurdu.

    Dayısı bu hâli görüp, bu sözü işitmekle hem hayret etti, hem de oradan uzaklaştı.

    --------------------------------------------------------------------------------
    Allah’tan Utanmaya Senden Daha Layığım!

    Çok
    eski devirlerde Kifl adında bir adam vardı. Kifl, ahlâkî ve insanî
    değerlere önem vermeyen, para kazanmak için her yolu meşru gören çok
    zengin bir adamdı. Zenginliğini de faizden elde etmişti. Dara düşen,
    ihtiyacı olan kimse kendisine geliyor, oda yüksek bir faizle geri
    ödenmesi şartıyla onlara para veriyordu. Vadesi geldiği zaman kişi
    parasını ödeyemezse bu sefer faiz miktarını daha da artırıyordu. Şayet
    yine ödeyemezse adamları vasıtasıyla o kimsenin bütün varına yoğuna el
    koyuyordu.

    Bir gün, kapısına borç için bir kadın geldi. Bu
    kadın yakın zamanda kocasını kaybetmiş, namuslu, kendisini çocuklarına
    adamış bir anneydi. Bir süre, kocasından kalan şeylerle evini idare
    etmeye çalışmıştı. Ancak artık evde para kalmamıştı. Bunun için
    çalışması gerekiyordu. Bir yerde iş bulmak istedi; ama dışarısı dul bir
    kadın için çalışmaya müsait değildi.


    Neden sonra aklına
    evde dokuma yapıp onları yakın bir arkadaşı vasıtasıyla satmaya karar
    verdi. Bunun için bir dokuma tezgahına ihtiyacı olacaktı. Tezgahı
    alabilmek için de borç arayışına girdi. Yakın dost ve akrabalarına
    gitti; ama kimsede para yoktu. Çok üzülmüştü. Çaresiz bir şekilde evine
    doğru giderken yolda istemeden iki kişi arasında geçen bir diyaloga
    şahit oldu. Şehirde Kifl adında bir kişinin insanlara borç para
    verdiğini duydu. Hemen onun yanına gitmeye karar verdi.


    Kifl
    kapıda kadını görünce çok beğendi. Onu elde etmek istedi. Kadın,
    Kifl’den karşılığını ödemek şartıyla borç para istedi. Kifl, kadının
    dul olduğunu da anlayınca ona ahlaksız bir teklifte bulundu. Kendisiyle
    beraber olması şartıyla vereceği parayı istemeyeceğini söyledi. Bu
    teklifi kadın şiddetle reddetti. Çok üzülmüştü. En çok da kendisine
    böylesi tekliflerin gelmesinden korkuyordu. “Allah’ım bana yardım et.”
    diye dua etti.


    Aradan birkaç gün daha geçmişti. Evde
    hiçbir şey kalmamıştı. Çocuklar açlıktan ağlıyordu. Onların ağlamasına
    kendisi de katılıyordu. Kendisini Kifl’e teslim etmeye mecbur hissetti.
    Bu sırada da “Allah’ım! N’olursun beni affet. Bir daha böyle bir günah
    işlemeyeceğim.” diye dua ediyordu.


    Kadın, Kifl’in yanına
    gitti. Kifl’in yüzü gülüyordu. Ancak kadın bir yandan ağlıyor, bir
    yandan da titriyordu. Kifl, kadına bu halinin sebebini sordu. Kadın,


    -
    Buraya kendi isteğimle gelmedim. Daha önce böyle bir günah işlemedim.
    Onun için Allah’tan çok utanıyorum ve korkuyorum. Beni bu günaha
    sürükleyen fakirliğimdir, dedi. Kifl, duyduklarına çok şaşırmıştı. O
    kaskatı kalbi bir anda yumuşayıverdi. İçini pişmanlık duyguları
    sarmıştı. O sırada ağzından şu ifadeler döküldü:



    - Sen
    fakirliğin sebebiyle mecbur kaldığın bir günah işliyor ve bundan dolayı
    ağlıyorsun. Halbuki Allah bana bu kadar servet vermişken, ben günah
    işlemekten çekinmiyorum. Ben, Allah’tan utanmaya ve korkmaya senden
    daha layığım.


    Kifl, pişmanlık hisleri içinde, yapacağı
    kötü işten vazgeçti. Kalbine apayrı bir huzur ve mutluluk geldi. Kadına
    bir miktar para verip onu gönderdi. Kadıncağız, sevinç ve kendisini
    harama girmekten koruyan Rabb’ine şükür içinde evine döndü.


    Kifl,
    artık eski Kifl değildi. O güne kadar yapmış olduğu bütün günahlar için
    tevbe ediyordu. O gün sabaha kadar Rabb’ine dua dua yalvardı ve affını
    diledi. O gece Kifl’in ecel vaktiydi. O hal üzere ruhunu Rahman’a
    teslim eyledi.


    Sabah olmuştu. Kifl’in evinden çıkmadığını
    gören yakınları kapıyı açtıklarında Kifl’i ölü olarak buldular. Bu
    sırada kapısında herkesin okuyabileceği şekilde şöyle bir yazı vardı:
    “Allah, Kifl’in günahlarını affetti.”


    Halk, bu duruma
    şaşırdı kaldı. Allah, Kifl’in affedilmesine sebep olan bu olayı, o
    dönemin peygamberine vahiy yoluyla bildirdi. Böylece herkesin
    şaşkınlığı gitti ve insanlar bundan büyük bir ders aldılar.


    Hikâye bize ne anlatıyor?


    Tevbe
    kapısı her zaman ve her kişi için açıktır. Bir kimse ne kadar günahkâr
    bir kul olursa olsun büyük bir pişmanlık ve samimiyetle tevbe ederse
    Allah onun tevbesini kabul eder ve onu bağışlar.

    Allah, kendi
    rızası istikametinde bir hayat yaşamaya gayret eden kullarını sever.
    Rahmetinin gereği olarak bazen kulları günaha gireceği an onları
    değişik vesilelerle korur. O yüzden kula düşen Rabb’iyle arasındaki
    bağı devamlı surette güçlü tutmasıdır.


    Kaynak: Zaman Ailem, 167. Sayı



    --------------------------------------------------------------------------------

    ARZU EDEN GELSİN

    Muhammed
    Nasûhî Efendi, bir ara üç gün müddetle sevenlerinden birinin dâveti
    üzerine hava değişikliği için Çamlıca civârındaki Bulgurlu'ya gitti.
    Bulgurlu'ya gelişlerinin ilk gecesi, gece yarısından sonra teheccüd
    namazını kıldıktan sonra yanında bulunanlara;
    - Bize bugün
    Üsküdar'a gitmek gerekiyor. Hizmeti yerine getirdikten sonra inşâallah
    yine geliriz. Arzu eden bizimle gelebilir, buyurdu.

    Sabah namazını kıldıktan sonra Üsküdar'a gelmek üzere yola çıktı. Yolda karşısından derviş kıyâfetli biri geldi ve;
    -Ben
    duâcınız da efendime gidiyordum. Dergâhınıza vardım. "Efendim
    hazretleri (yâni siz) Bulgurlu'dadır." dediler. Çok şükür efendime
    burada kavuştum. Size gelişimin sebebi, Üsküdar'da Bülbülderesi denilen
    yerdeki bir mağarada, Nakşibendiyye yolu mensuplarından Şâh Haydar
    adında bir zât vardı. Bu zât kimsenin işine karışmayan, haram işlememek
    için insanlardan uzak yaşamaya gayret eden biriydi. Ömrünün sonuna
    doğru bana; "Artık dünyâ hayâtım bitmek üzeredir. Vefât ettiğimde
    cenâzemi yıkamak, namazımı kılmak, kabre koymak ve telkînimi vermek
    üzere Nasûhî hazretlerinin vekil olmasını istirhâm ediyorum. Bu
    vasiyetimi unutma ve başkaları yapmak isterlerse mâni ol. Vefâtımı ve
    vasiyetimi ona bildirmene lüzum yok. Ona Allahü teâlâ bildirir."
    buyurdu. Lâkin duâcınız işgüzârlık yapıp kendiliğimden geldim. Bu
    gecenin son üçte birinde vefât etti, dedi.

    Nasûhî
    hazretlerinin yanında bulunan talebeleri, onun bir kerâmetini daha
    gördüler. Vefât eden zâtın dediği gibi oldu. Nasûhî hazretleri
    talebeleriyle birlikte Bülbülderesine geldi. Kabrini
    kazdırdı.Cenâzesini yıkadı. Namazını kılıp, kabre koydu ve telkînini
    verdi.




      Forum Saati Salı Kas. 21, 2017 5:17 pm